Yaşamı Trajediler İçinde Bile Kutsayabilir miyiz?

Raskolnikov yeniden yürümeye başladı. “Acaba nerede okumuştum.” diye düşünüyordu bir yandan da, “İdam mahkûmunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın! Aman Tanrım, bu nasıl gerçek böyle! Bu nasıl gerçek! İnsan ne alçak yaratıkmış!” Raskolnikov bir dakika kadar durup düşündü, sonra “Bunun için insana alçak diyen de alçaktır!” diye ekledi.

Dostoyevski – Suç ve Ceza

Yaşam zaten dar bir çıkıntıdır.

Bazen düşünüyorum:
İnsanın bütün trajedisi bu dar çıkıntıdan gelir.
Kaçacak yer yoktur, saklanacak duvar yoktur, geniş bir yol yoktur.
Ama yine de insan burada durur.
Burada yaşar.
Burada direnmeye çalışır.

Belki de yaşamın kutsal olan tarafı budur:
Genişliğin değil, darlığın içinden doğması.

İşte bu çizgiye ben “kutsal direnç” diyorum.
Acıya değil, çaresizliğe değil, hiçliğe değil varlığa direnç.
Yalnızca var olmaya.
Sırf nefes almanın, bir sabah daha uyanmanın, gözleri kapatıp yeniden açmanın kendi başına anlamlı oluşuna.

Trajediyi yüceltmek için değil;
trajedinin içinden ışık çıkarmak için.

Çünkü insan, trajedinin karşısında çöken bir varlık değildir.
Tam tersine trajedi onu biçimlendirir.
O dar çıkıntıda sıkıştıkça kendi iç kabuğunu kırar;
kırıldıkça kendi içine iner;
içine indikçe kendi doğrusunu, kendi yolunu, kendi varoluşunu bulur.

Bazı günler düşecek gibi oluruz.
Bazı günler o çıkıntının altındaki uçurum bize “gel” der.
Bazı günler güç biter, nefes ağırlaşır.

Ama insanın garip bir tarafı vardır:
Yine de yaşamak ister.
Yine de o çıkıntıda kalmaya bir sebep bulur.
Sebepsizliğin içinde bir sebep yaratır.

Dostoyevski’nin dediği gibi
“Yeter ki yaşasın.”
Ama bu kelime, bir küçük hayatta kalma içgüdüsü değil;
varoluşun kendi kendini onaylamasıdır.

Kendime bazen şunu söylüyorum:
Evet, yaşam dar.
Evet, hayat yorucu.
Evet, bazı günler dünya ağır.
Ama ben buradayım.
Düşenlerden değil,
düşe düşe ayağa kalkanlardanım.

Çünkü bu dar çıkıntı…
benim savaş alanım değil.
Benim varlık alanım.
Ve ben, bu varlığın tek sahibiyim.

Bu yüzden:
Hayatın genişlemesini beklemiyorum artık.
Çıkıntının daralmasına da korku duymuyorum.
Kendi içimde genişleyen bir alan var
kimsenin elinden alamayacağı, hiçbir uçurumun yutamayacağı bir alan.

Similar Posts

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments