Olim vere ridebam
Olim vere ridebam.
Bir zamanlar gerçekten ölmeyi düşündüm.
Ama ölmedim.
Güldüm.Bu gülüş ne mutluluktandı ne de umut fazlalığından.
Daha çok, insanın kendi sınırına çarpıp ses çıkarması gibi bir şeydi.
Bir duvara yumruk atmamak için kahkaha atmak.
İçeride biriken ağırlığı ciddiye alırsan ezileceğini bilmek.İnsan bazen yaşamaktan değil,
yaşamanın anlam yükünden yoruluyor.
Herkesin senden beklediği tutarlılık,
her sabah yeniden giydirilen roller,
“iyi olmalısın” telkiniyle paketlenmiş sessiz bir şiddet.İşte orada,
aklın karardığı ama hâlâ farkında olduğun o aralıkta,
ölüm bir seçenek gibi değil,
bir fikir gibi dolaşıyor zihinde.
Ve insan o fikri ciddiye alırsa,
kendini fazla ciddiye almış oluyor.Ben orada durdum.
Ve güldüm.Çünkü gülmek, bazen hayata “seni çözdüm” demek değil,
“seni ifşa ettim” demektir.
Bu düzenin, bu hızın, bu sürekli ilerlemesi gereken varoluşun
ne kadar kırılgan olduğunu fark ettiğin an gelir o gülüş.Olim vere ridebam.
Bir zamanlar gerçekten…
ama sonra fark ettim:
Bu dünyada ayakta kalanlar en güçlü olanlar değil,
absürtle pazarlık yapabilenlerdir.Gülmek,
pes etmek değildir.
Gülmek, içsel bir kaçış da değildir.
Gülmek bazen,
ölümü bile ciddiye almayacak kadar
kendini geri çekebilme sanatıdır.Ve insan orada,
tam çökecekken,
kendine bir mesafe koyar.
Ne tam hayatta,
ne tam dışında.
Sadece… farkında.Belki de bu yüzden buradayım.
Çünkü ölmek aklımdan geçti,
ama yaşamak da fazlasıyla komikti.
