Alan Watts – The Book: On the taboo against knowing who you are (1966);
”You are an aperture through which the universe is looking at and exploring itself’
(Sen, evrenin kendine bakmak ve kendini keşfetmek için açtığı penceresin.)
Evrenin Gözbebeği İNSAN

Tezin çekirdeği: Evrenin kendi bilincini dışsallaştırması
Bu cümleyi literal anlamda alırsak, insan bilinci evrenden doğan bir yan ürün değildir;
evrenin kendi farkındalık mekanizmasıdır.
“Sen bu dünyada yabancı değilsin; sen kendini deneyimleyen dünyanın ta kendisisin.”
İnsan, çoğu zaman kendini dünyanın içinde yalnız bir yolcu gibi hisseder.
Sanki bu gezegene yanlışlıkla düşmüşüz, sanki her şey bizden bağımsız işliyor, sanki düşüncelerimiz bu devasa kozmosun içinde küçük, önemsiz kıvılcımlar.
Biz dünyanın içinde değiliz.
Biz dünyayız.
Biz evrenin dışında duran gözlemciler değiliz;
biz evrenin kendine açtığı gözleriz.
Bilinç dediğimiz şey, doğanın evrimle rastlantısal şekilde ürettiği bir yan ürün değil;
evrenin kendi iç dinamiklerini fark etme biçimidir.
Bir bakıma, evren ilk kez kendi varlığını bizde görür
biz onun aynası, onun geri bildirimi, onun “kendine dönük bakışı”yız.
Bu yüzden düşüncelerimizin ağırlığı yalnızca psikolojik değil;
kozmolojiktir.
İçimizde olan şeyler yalnızca bize ait değildir
varlığın kendi içsel hareketidir.
Doğa milyarlarca yıl kör bir akış hâlindeydi: yıldızlar doğdu, patladı, yeniden şekillendi.
Ama bütün bunlar sessizdi.
Hiçbir yıldız kendi varlığının farkında değildi.
Sonra bir gün, soluk bir mavi gezegen üzerinde gözler açıldı.
Gözler baktı.
Bakan şey zihin oldu.
Zihin düşündü.
Ve ilk defa evren, kendi içinde ne olduğunu merak etti.
Bizim düşünme eylemimiz, evrenin “Ben kimim?” diye sorma biçimidir.
Bu yüzden insan yalnız bir canlı değil;
evrenin kendi kendini soruşturma sürecidir.
Bilinç, varlığın kendi üzerine kıvrıldığı noktanın adıdır.
İçsel Çatışma: Ayrı mı, Aynı mı?
İnsanın trajedisi, kendini evrenden ayrı sanmasıdır.
Ben ve dünya iki farklı kutup gibi görünür.
Ama bu yalnızca algının ürettiği bir yanılgıdır.
Deri, bedenin sınırı değil;
evrenle temas eden yüzeydir.
Zihin, bireysel bir ada değil;
kozmosun içsel yankısıdır.
Şu düşünceyi kabul ettiğimiz an denge değişir:
“Ben evrenin kendini deneyimleyen parçasıyım.”
Bu yalnızca şiirsel bir cümle değildir.
Bu, varoluşumuzu yeniden çerçeveleyen bir farkındalıktır.
İçeri Açılan Pencere
Bilincin görevi dışarıyı anlamak değil, içeriye açılmaktır.
Çünkü “iç” dediğimiz şey bireyin içi değil
evrenin içidir.
Zihnimizde beliren bir düşünce, evrenin geçmişine dokunan atomlardan yükselir.
Ruhumuzda beliren bir his, dünyanın tarihsel hafızasından beslenir.
Biz bir şey düşündüğümüzde, evren kendi içinde bir fikir düşünür.
Biz bir anlam aradığımızda, evren kendi anlamını sorgular.
İnsanın varoluşsal ağırlığı buradadır:
Kendini anladığında evreni anlamış olursun;
kendini unuttuğunda evren kendi bilincini kaybeder.
