Tartaria Medeniyeti

Unutulmuş Haritaların İmparatorluğu

Tartaria, 17. ve 19. yüzyıllar arasında çizilmiş haritalarda Orta Asya’dan Sibirya’ya, oradan Avrupa’nın içlerine kadar uzanan devasa bir coğrafya olarak görünür. Bu haritalarda, sınırları belirsiz ama adı net bir alan vardır: Great Tartary.

Resmî tarih bu adı, “bozkır halklarının yaşadığı geniş bölgeler” olarak açıklar.
Fakat kolektif hafıza, bu açıklamayla yetinmez. Çünkü haritalar bazen yalnızca toprakları değil, unutulmuş ihtimalleri de taşır.


Sessiz Silinmenin Anlatısı

Modern çağda Tartaria, “alternatif tarih” başlığı altında yeniden konuşulmaya başlandı. Bu anlatılara göre Tartaria:

  • Gelişmiş bilgi ve teknolojiye sahip büyük bir uygarlıktı

    1. ve 19. yüzyıllarda yaşanan büyük bir “reset” ile tarihten silindi

  • Bu silinme, doğal bir felaket ya da bilinçli bir unutturma süreciydi

Yetim trenler, dünya sergileri, köksüz çocuklar ve ani mimari yükselişler…
Bazılarına göre bunların hepsi, kaybolmuş bir düzenin geride bıraktığı izlerdi.

Bu noktada anlatı, tarihten çok hafızaya dokunur.


Taşta ve Kubbe Altında Kalan İzler

Tartaria iddialarının beslendiği bazı odak noktaları vardır:

  • Eski Haritalar:
    1600’lerden 1800’lere kadar Batılı kartografların çizimlerinde “Tartaria” adı istikrarlı biçimde yer alır. Bu süreklilik, “geçici bir etiket” iddiasını zayıflatır.

  • Mimari Gölge:
    Bugün “neoklasik” olarak adlandırılan bazı anıtsal yapıların, aslında çok daha eski bir bilgiye dayandığı ileri sürülür. St. Petersburg sarayları, Washington anıtları bu tartışmanın merkezindedir.

  • Enerji Fısıltıları:
    Bazı anlatılara göre Tartaria, kablosuz enerji aktarımı gibi yöntemler kullanıyordu. Kubbeler ve yıldız kaleleri bu iddianın sembolleridir.

  • Büyük Reset Tezi:
    1800’lerde yaşandığı öne sürülen “çamur seli” felaketi, bu uygarlığın izlerini toprağın altına gömmüş olabilir. Ardından tarih, yeniden yazılmıştır.

Buna karşılık akademik tarih şunu söyler:
“Tartaria bir imparatorluk değil, Tatar halklarının yaşadığı geniş coğrafyanın adıdır.”

İki anlatı yan yana durur. Ve aradaki boşluk büyür.


Kaybolan Altın Çağın Bilinci

Tartaria meselesi, belki de en çok insan zihnini ilgilendirir.

  • Arkaik bilinç:
    Ataların altın çağını arar. Kaybolmuş bilgeliğin bir zamanlar var olduğuna inanır.

  • Modern bilinç:
    Tarihteki boşlukları “reset”, “komplo” ve “silinme” anlatılarıyla doldurur.

Buradaki asıl mesele şudur:
İnsan, kendi uygarlığının ne kadar kırılgan olduğunu hisseder.

Bu yüzden Tartaria gibi anlatılar, kolektif bilinçte kaybolmuş bir bütünlüğün metaforuna dönüşür.
Gerçekten var olmuş olabilir.
Hiç var olmamış da olabilir.

Ama kesin olan şudur:
Zihnimiz, hep bir unutulmuş altın çağ arar.

Ve bu arayış, modern dünyada bile mit üretmeye devam ettiğimizin en açık kanıtıdır.

Similar Posts

  • Sümer Tabletleri ve Anunnakiler

    Tanrıların Taş Tableti M.Ö. 4000’lerde, Mezopotamya topraklarında insanlık ilk kez düşüncelerini taşa kazıdı.Sümerler, kil tabletler üzerine yalnızca sayılar ve mallar değil; varoluşa dair sorular da yazdı. Bu tabletlerde ticari kayıtların yanında şunlar vardı:Tanrılar…Gökten gelen varlıklar…İnsanın nasıl yaratıldığına dair anlatılar… Yazı burada sadece bir kayıt aracı değil, bilincin kendini dışa vurma biçimi hâline geldi. Kayıp Uygarlığın…

  • Vatican Gizli Arşivleri

    Zamanın Kilitli Kapısı Vatican Gizli Arşivleri — bugünkü adıyla Vatican Apostolic Archives — Katolik Kilisesi’nin 12. yüzyıldan bugüne kadar biriktirdiği belgeleri barındıran, yaklaşık 85 kilometrelik raf uzunluğuna sahip devasa bir hafızadır. Bu arşiv, herkesin girebildiği bir bilgi deposu değil; yalnızca seçili araştırmacıların, sınırlı erişimle temas edebildiği kapalı bir alandır.Bir anlamda burası, tarihin kilitli bilincidir. Tarihin…

  • Antikythera Düzeneği

    Antikythera Düzeneği Kısa Tanım – Zamanın Mekanik Hafızası Antikythera Düzeneği, M.Ö. 2. yüzyılda Antik Yunan’da üretilmiş; gezegenlerin, tutulmaların ve göksel döngülerin hareketlerini hesaplayabilen son derece karmaşık bir mekanik düzendir. Bugünün diliyle söylersek, insanlık tarihinin bilinen ilk “analog bilgisayarıdır”. Genel Bakış – Denizin Dibinden Çıkan Zihin 1901 yılında, Antikythera Adası açıklarında batan bir geminin enkazında bulundu….

  • |

    İçeri Açılan Pencere

    Evrenin Gözbebeği ”İNSAN” Alan Watts – The Book: On the taboo against knowing who you are (1966);”You are an aperture through which the universe is looking at and exploring itself’(Sen, evrenin kendine bakmak ve kendini keşfetmek için açtığı penceresin.) Evren kendi bilincini insan formunda deneyimlemek mi istedi? Basit bir metafor gibi değil de bilincin doğasına…

  • Göbeklitepe ve Bilinç Sıçraması

    Taşların Fısıldadığı Çağ M.Ö. 9600 civarında, insanlık henüz toprağı evcilleştirmemişken, Güneydoğu Anadolu’da alışılmadık bir şey inşa edildi.Ne bir barınak, ne bir köy, ne de bir savunma yapısı… Göbeklitepe. Devasa T biçimli taş sütunlar, üzerlerinde hayvan kabartmaları ve sembollerle yükseliyordu. Bu yapı, bildiğimiz anlamda “medeniyetin” henüz doğmadığı bir çağda, dünyanın bilinen en eski tapınak kompleksi olarak…

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments